Bir Değişim Hikayesi

Değişim hikayelerinde bu haftaki konuğumuz Bigjoy atleti Ebru Eryener yer alıyor.

“Herkese farklı bir heyecan ve mutluluk yaşatan bir çok aktivite vardır. Küçük yaşlardan beri benim için bu aktiviteler sanat ve spor dalları oldu. Bu tutkum sayesinde 1996 senesinde çok istediğim okulum olan Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım.

Üniversiteye girdiğim ilk sene beni en çok mutlu eden dansa ve en büyük meraklarımdan biri olan snowboard‘a başladım. Saatlerce dans ediyordum. Müziğin ritmi ile hareket etmek dünyanın en güzel duygusuydu. Rahatlatıcı, özgür ve estetik…

Snowboard yapmak; dağın zirvesine çıkıp beyaz örtünün üzerinden kendini aşağı bırakmak ise bir o kadar özgür, sessiz, soğuk, huzurluydu ve inanılmaz heyecanlıydı. Dans ederken yurtdışı yarışmaları için gelen teklifler üzerine başladığım windsurf kendim ile ilgili yeni keşifler yapmama ve bendeki potansiyeli görmeme neden olmuştu.

Hem resim yapıyor, hem dans ediyor, hem de çeşitli spor dallarıyla ilgileniyordum. Mutlu ve özgürdüm!  Açıkçası sınırlarımı merak etmeye başlamıştım.

ebru1

Derken 2001 yılında mezun oldum ve bir reklam ajansında işe başladım. Sabah 09:00 akşam sonsuz masa başında oturmak yetmiyormuş gibi o dört duvar arasında olmak beni mutlu etmemeye başlamıştı. Bütün gün bir koltukta esir kalmak hem yaratıcılığımı öldürüyor hem de beni hareketsiz bırakıyordu. Ve bunun üzerine gelen diğer sıkıntılar… Bütün bu stresimi atmak için daha çok spor yapmaya başladım ve artık bir koltuğa esir olduğum için açık havada spor yapamıyordum bu nedenle bir fitness salonuna kayıt oldum. Artık ofisteyken spora gideceğim saatleri iple çekmeye başlamıştım. İşimde çok iyi noktaya geleceğim bir dönemde bana sorulan ve tüm hayatımın akışını değiştirecek olan o önemli soru geldi:

“Çok iyi spor yapıyorsun. Bu işin eğitimini alıp neden bizimle çalışmıyorsun?” Kanal D’ deki işimden yeni ayrılmış ve 3 aydır harika bir mimarlık ofisinde çalışıyordum… Her şey çok iyiydi. Ama ben hiç düşünmedim desem… Ağzımdan bir anda “anlaştık ” çıktı ve yeni bir dönem başladı.

Tam anlamıyla kendimi ateşe atmıştım. 30’umdan sonra yeni bir meslek. Hem çok eğlenceli hem de çok riskliydi. Evet bilgim vardı ama hiç tecrübem yoktu. Eğitimlere gitmeye ve çalışmaya başlamıştım. ilk pilatesle başladım bu işe. Özel dersler, grup dersleri, her yere gidiyordum. Okuyordum. Spor yapıyordum. Her şeyi kendi üzerimde deniyordum. Keşfettiklerimi öğrencilerim üzerinde uyguluyordum ve onlardaki değişimleri görmek beni inanılmaz heyecanlandırıyordu. Bir yandan da tasarım işine “freelance” olarak devam ediyordum. Dünyanın en güze işi bu olmalıydı. Kendime zaman ayırabiliyordum. Kendi kendimin patronu olmuştum. Her şey o kadar keyifliydi ki; hiç çalışıyor gibi hissetmiyordum. Bütün bunların yanında gelen fiziksel dönüşüm de inanılmazdı. Aslında iki işim her zaman iç içeydi. Ben bir heykeltıraştım. Yontuyor, şekil veriyordum. Sadece malzemelerim ve araçlarım farklıydı. Sonuç aynıydı. Bu işi yaparken iyi bir göze ve bilgiye ihtiyacın vardır. Bir kadını bir erkeği çalıştırdığın gibi çalıştırmamalısın. Her bireyde kullandığın malzeme farklı olmalı.

ebru3

Derslerde öyle terimler ve benzetmeler kullanmaya başlamıştım ki; bu durumdan ben dahil herkes çok mutluydu ve bunu ilginç buluyorlardı. Vücudu bazen mimari bir yapıya, bazen de dağlara ve buzullara benzetiyordum.

Derken bir salonda çalışmaya başladım. Bütün günüm orada geçiyordu. Sonra bir gün salonda CrossFit antrenmanlarından bahsedildiğini duydum ve ben de dahil oldum. Zorlu ve yorucu fonksiyonel hareketlerden oluşan bir antrenmandı. Ama pek farklı bir şey bulamamıştım. Ta ki lifting ile tanışana kadar… İlk halter eğitimimi Crossfit 34‘te Melih Akın hocamdan aldım. Birkaç günlüğüne eğitim vermek için gelmişti ekibiyle. Dolayısıyla ilk gerçek antrenmanımı da Crossfit 34’te yapmıştım. Bu işe başlamak isteyenlere biraz Melih Hocamdan da bahsetmek isterim. Melih Akın ’93 doğumlu. Bulgaristan göçmeni bir ailenin, iyi bir halterci babanın halterci oğlu. Kısacası halter sporunun babadan oğula geçtiği bir aile. 10 yaşında başlıyor bu spora. Her gün düzenli antrenmanlar yapıp kendini geliştirmeye devam ederek 2005 yılında lisanslı spora başlayıp 2008 yılında da millli takım kariyerine başlıyor. 7 yıl milli takım kamplarında kaldıktan sonra milli sporcu oluyor. İspanya ve İsrail’de başarılar elde ediyor. Dönemin en iyi ağır sıkleti olmuş kendisi. Bursa Uludağ Üniversitesi Beden Eğitimi ve Öğretmenlik bölümünde eğitimini tamamladıktan sonra Bursa’da ilk resmi CrossFit salonu olan Crossfit Yabgu‘yu ortağı Burak Halit Suvar ile birlikte açtı. Her ne kadar uzakta olsa da yarışma dönemlerinde ve hala arada ondan destek alırım.

Bu uzun sürecin sonunda yarışmalara katılma kararı aldım ve bambaşka dönem başladı benim için. İlk yarışmam 2015 Turkish Throwdown! Daha disiplinli olmam ve daha çok çalışmam lazımdı. Hem dersler,  hem yarışma hazırlığı yüzünden tasarım ve resim yapamamaya başlamıştım. Evet sporu çok seviyordum ama tasarlayamamak beni mutsuz etmeye başlamıştı. Hazırlık sürecinde çok yorulmaya başladım ve derslere gitmek inanılmaz zor geliyordu. İki işte birden çalışmak ve

yarışma hazırlığının getirdiği olumsuz şeyler vardı. Daha az para kazanmaya ve daha çok yorulmaya stres altında kalmaya başladım. Çünkü bir yandan da bakmakla yükümlü olduğum iki kişi vardı. Aslında yaptığım işte dönemsel bir sorundu bu. Bazen çok iyi kazanıyorsun bazen daha az. Her ne kadar rahat bir iş gibi görünse de aslında en zor mesleklerden biri. Birincisi kendi kendinizin patronusunuz ve bu sizin ekstra dikkatli ve disiplinli olmanızı gerektirir. Daha çok çalışmanızı, daha sabırlı olmanızı gerektirir. Kendinize iyi bakmanızı gerektirir. Çünkü bu meslekte vücudunuz kartvizitinizdir. İyi görünmeniz gerekir. Yani uzaktan görüldüğü gibi bir hareketi 3×12 yaptırmak değildir. Kişiye göre tasarlanır ve her program bunu yapmakta bilgi gerektirir, göz ve estetik gerektirir. Kazancınız sürekli değişir. Yarışmacı olmanın getirdiği bir diğer sorun ise -gerçi ben hiçbir zaman sorun olarak görmedim ve hep çok sevdim- biraz fazla kaslı bir kadın olabiliyorsunuz. Spor kıyafetlerle harika görünüyorsunuz ama bir gece kıyafetiyle o kadar da harika ve zarif durmuyorsunuz. En büyük korkum ise bu süreçte sakatlanmak.

Her işte olduğu gibi bu işin de artı ve eksileri var. Ama yaptığım iki işe de aşığım. Yine olsa yine yaparım. Bu yazıyı okuyan ve iş değiştirmek isteyen ama cesaret edemeyen ya da değiştirme sürecinde olan herkese şunu söylemek isterim: Yaşınız kaç olursa olsun iş değiştirmekten korkmayın. Cesur olun. Sevdiğiniz işi yapın yapabiliyorsanız. Hem daha mutlu, hem daha başarılı olacaksınız. Aşk sizi öldürmez.”